Hakkımızda

Yirmi yıllık işletmecilik hayatımızda başarınızın sırları neler diye sorarsanız sizlere şunları sıralayabilirim: Sevgiyi herşeyde temel almamız , yemeklerimizin lezzeti ve kullandığımız malzemelerin kalitesi, hoşgörülü ve alçakgönüllü olmamız, müşterilerimize yaklaşım tarzımız, bulunduğumuz atmosferin yarattığı otantik hava ve Allah’a olan sonsuz inancimiz diyebilirim.

2O yil once, yemek yapmaya başlamadan daha önce, hayatın neresinden tutarsam tutunabilirim diye düşündüğüm bir anda bir arkadaşımın tavsiyesiyle evimizin karşısındaki parkta gözleme yapıp satmaya başladık. Parkın sahibinin hanımı ile parkta çalışan genç delikanlıdan aldıgımız ödünç parayla aldık ilk malzemelerimizi. Sacı da tüpçüden veresiye. Önce herkes kendimize yapıyoruz sandı biz gerisinde kalinca parkın. Biz de yol kenarına geçtik ertesi gün ve işe yaradi. Bir hafta içinde deli gibi gözleme satmaya, ikinci ve üçüncü haftalarda yetistirememeye basladik. Artık Rabbim yürü ya kulum demişti ama ben henüz bunu göremeyecek kadar yorgun, endişeli, genç ve korkaktım. Bir süre sonra Belediye Baskanımız gelip bu işi daha fazla parkta yapamayacagımızı, bir yer tutmamız gerektiğini söyledi. Bu süre çerçevesinde bana yüzde yüz destek veren eşim İsmet hemen bir yer aramaya koyuldu. İlk iş yerimizi bulmamiz cok uzun sürmedi. Zaten kader ağlarını çoktan örmüş ama o an için biz bunu daha bilmiyorduk. Almanya’dan emekli birinin kiracısı dükkanı açmış ama işletememişti.  Herseyi ile full, hazır, küçük bir restaurant. Ekonomi olarak da hiç baskı yapamadan kiraladi bize yerini. Ama bir sorun vardı. Böyle bir mekanda sadece gozleme satamazdık. Mantı ve çorba çesitlerini de ekledik. Mantı yapmayı biliyor muydum? HAYIR! Ama iyi bir araştırmacıydım. Önce kayserili bayanları davet ettim. Sonra baska bilenleri de. Kimisi fırında mantı yaptı, kimisi hamuru o kadar sert yaptıki torbalara sarıp ayaklarıyla yoğurdu. Onlarca denemeden sonra oturup bugun hala müşterilerimizin severek yediği Mantiyi ortaya çıkardım. Çorbalardan da Kelle paça, İşkembe ve Mercimek de menüye eklenince menümüz artık hazırdı. Birkaç ay içinde gece gündüz ailecek durmadan çalışmaya başladık. O kadar çok gözleme acıyor ve pişiriyordum ki akşam yatağa yattığımda yanmış olan parmaklarımın ve tırnaklarımın acısından uyuyamıyordum. Allah’a  bana güç ve metanet vermesi için yalvarmadığım gün yoktu. Günlerden bir gün hergün bize yemeğe gelen bir muşterim bana söyle dedi: “Hatice Hanim hergün mantı gözleme, çorba yemekten bıktım acaba bu mutfakta baska birşey piser mi?” Ben de o gün zeytinyağli patlican yemegi yapmistim kendimize. Tabi dedim içerden tencereyi getirip. Adini da hiç unutmuyorum Ayhan Bey, yüzündeki büyük gülümsemeyle yemegini yerken içeriye giren bir turist, o zamanlar ingilizcem de hiç yok, Ayhan Beyin tabagina bakti ve ben de aynısından istiyorum diye işaret etti. İste o günden sonra artık tezgah biraz daha büyüdü, sebze ve et yemekleri de menüye eklendi. Ben acemi ev hanımı artık gerçekten bir aşçı ve restorantcı olmustum. Bu zor günlerde eşimin esnaflık anlayışı hepimize rehber oldu. Ufak şeyleri büyütmemeyi, müşterilerle nasil konuşulacağını, hizmetin her zaman paranın önünde olduğunu, kimsenin bir başkasının kısmetini yiyemeyeceğini ve daha bircok değerleri bize o öğretti. Beş yıl sonra eşim iki sokak ileride çarşının merkezinde daha büyük bir yer buldu ve uzun lafın kısası herşeyin başladıgı mekanı terkedip biraz daha büyüme zamanı gelmişti. Bu mekan da bize ilk küçük turist grupları getirdi ve artık turizme girmenin ilk adımları atılmaya başlandı. Bu mekanda da iki yıl bitirdikten sonra sağolsun mekan sahibinin kirayi ikiye katlamasıyla biz de artık kendi yerimizi almaya karar verdik. Selçuk’un icinde dışında heryere baktık. Bir gün eşim ve kızım bensiz bir yere bakmaya gittiler. Geri geldiklerinde kızım bana “Anne burayı alalım, sakın babama hayır deme, engel olma” dedi. Söyleten Rabbime çok şükür. Şirince köyü yolu üzerinde, toz toprak içinde, kışlık bölümün yarısından fazlası yangında yanmış, taş taş üstünde kalmamış bir mekanda nasıl bir gelecek gördüler ki! Elle tutulabilen sadece mutfak kısmı ve içindeki fırın… Eşimin sordugu tek soru “biz buraya müşterilerimizi getirebilirmiyiz?” benim kafamdaki tek soru ise “Biz burayı nasıl adam ederiz?” O anda aldığımız risk çok büyüktü. Resmen yeniden sıfırdan başlamak gibiydi ama tek farkı bu kez mutfağımıza, lezzetimize ve esnaflığımıza olan güvenimiz tamdı. Bir ay gece gündüz İsmet Bey işçilerle birlikte inşaatın başından hiç ayrılmadı. 2000 yılı kurban bayramı mekanımızı açtık ve o gün anladık ki yıllardır dibinde yaşadıgımız Şirince Köyü meğer ne kadar rağbet alıyormuş yerli ve yabancı bütün turistlerden. O kadar tecrübe sahibi olmamıza rağmen bayram tatilinde mekanı dolduran yerli müşterilerimizle elimiz ayağımıza karıştı. Yıllar içinde mekanımız daha güzelleşti, diktiğimiz ağaçlar ve çiçeklerle müthiş bir atmosfer oluştu. Dağların arasında, zeytin ağaçları, meyve ağaçları, güller, mevsim çiçekleri ve içimize dolan mis gibi doğanın kokusuyla cennetin bir köşesinde gibiydik ve hergün bıkmadan sıkılmadan yaptığımız yemekleri, müşterilerimiz ve dostlarımızla paylaşarak  hayatımızın en güzel günlerini yaşıyoruz. 12 yıl içinde turizm bizi tamamen içine aldı ve biz de onları.  Birbirinden kaliteli acentalarımız ve rehberlerimizle birer aile gibi olduk. Artık onlar bizim ev restorantın bir parcası. Bizlere turizme daha iyi hizmet vermeyi ve guruplarla çalışma sistemini  oğrettikleri için onlara da çok şey borçluyuz.

 

Beş yıl önce kızım mekanımıza tek başına turist olarak gelen Tim ile tanıştı ve dört gün  sonra Tim Cansu’ya evlenme teklif etti. Onllarında kaderi birbirine öyle bir yazılmıştı ki hersey çok çabuk oldu. Çocuklar beşinci gün nişanlandı ve 45 gün sonra Tim Türkiye’ye tekrar geldi ve düğünlerini yaptık. 11 ay sonra Cansu’nun vize işlemleri tamamlandı ve yuvayı terketti. Mekanımıza gelen müşterilerimize o kadar çok yemek tarifi anlatıyordu ki en sonunda kitabımızı yazmaya karar verdi. İki seneyi aşan bir çalışma sonunda Cansu ve Tim kitabın ingilizcesini baskıya verdiler. Artık onlar bizim Amerikadaki elçilerimiz oldular. En son katıldıklari Chicago Türk Festivalinde tanıştıkları ve kitabımızı alan Amerikalılardan bazıları mekanımıza geldiler bile. Şimdi Bizim Ev Restoran dünya çapında tanınma yolunda.  Bu arada ailemiz genişledi. Oğlum Celil de bu süre zarfında hep bizimle çalışırken 2005 yılında Emel ile evlenip önce Çagrı’yı, bu senede Çınar’ı ailemize kattılar. Tim ile Cansu’da Emir adında 3 yaşında bir oğul yetiştiriyor. Sanırım onlar da bir süre sonra büyükannelerinin ve ebeveynlerinin yaşadıklarını ve yaptıklarını okuyup , artık bayrağı alma sırası biz de diyeceklerdir.

1992’den 2012’ye iste Bizim Ev Restoran heyecanını, lezzetini, güleryüzünü , kalitesini ve hoşgörüsünü hiç kaybetmedi. Başarı heyecanda, sevgide ve inançta saklı. Eğer bugün sizinde bir hayaliz varsa onu gerçekleştirmek için beklemeyin. Risk almadan başarı sahibi olunmuyor. Unutmayin ki Allah her zaman yanımızda.

Hatice Mercan

 

Yorum yaz